Karga
Karga sokak ve gezgin bilgeliğini, baykuş ise caddeleri, akademik masa başı bilginliği temsil eder. Elbette esas olan bilginlik değil bilgeliktir.
Uygar olan baykuş eğitimle, ilkel olan karga öğrenimle anılır. Mitolojilerde bu sebeple baykuşla karganın çatışması vardır.
Doğal yaşamda da gececi olan baykuşlar bazı geceler karga yuvalarına saldırı düzenlerler. Kargalar da gün doğumuyla avazları ve kanat hırpalamalarıyla misilleme yaparlar.
Karga doğu ve batı medeniyetinin, geleneksel ve modernist akımların, nakilci dinlerin, törelerin, masal ve edebiyat-sanat dünyasının ortak olarak olumsuzladığı nadir canlıdır.
Görünüşü ve sesi genel algıda çirkin ve kötüdür. Sokaklarla, çöplerle özdeşleştirilen karga pis ve kirli görülür ama temizdir.
Sert, sinirli ve hep ciddi bilinir ama oyuna eğlenceye veşakalara çok meraklıdır.
Karga zekasını insana dahi belli etmeyecek kadar zekidir. Deneme yanılmalarla yeni pek çok şey öğrenir.
Kılık değiştirse bile insan yüzlerini tanır, unutmaz, hatırlar. Hafızası son derece gelişmiştir. İletişimde ve aktarımda dahidir.
Ne sürüye tabidir ne bireycidir. Bireysel inisiyatifi de, kolektif bilinci de oldukça güçlüdür.
Kar-ga kara kuş demektir. Arapça ise yakın demek olan ‘garip’le ilişkili bir şekilde ‘gurap’ denmiştir yani yolcu, yersiz-yurtsuz demektir. Çünkü karga her yerdedir, yeryüzü meskenidir.
Ortadoğu ve IŞİD Raporu
Sunuş:
İslam Devleti’nin[1] son zamanlarda Ortadoğu’da genişleyerek ilerlemesi, Suriye ve Irak’ta çok çeşitli cephelerde savaşması ve kontrol altında tuttuğu topraklarda bir yandan katliamlar yaparken bir yandan da yerel aktörlerle iş birlikleri kurarak bir toplumsal hareket haline gelmesi, Ortadoğu uzmanları başta olmak üzere herkesin dikkatini çekiyor. SAMER olarak bizler de Ortadoğu’da yaşanan değişimleri anlamak ve Ortadoğu ölçeğinde tutarlı, özgürlükçü ve eşitlikçi bir siyaset geliştirmek için etkisi Ortadoğu’yu da aşmış olan İslam Devleti yapısını tüm yönleriyle tanımak ve yakinen takip etmek gerektiğine inanıyoruz. Kanımızca İD hakkında ne kadar çok söz söylenmiş olursa olsun, hala Ortadoğu’nun içinden yapılmış bilimsel çalışmaların azlığı ciddi bir eksikliktir. Bu bağlamda, bir başlangıç yapmak adına, geniş kesimler için bir tartışma çerçevesi sunmasını umduğumuz bu çalışmayı hazırladık.
Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan gelişmelerin klasik yaklaşımlarla, bildik paradigmalar içinden ve verili kavramlarla anlaşılması oldukça güç bir hal almıştır. Ne Batı güçlerinin ne de bölge devletlerinin çıkarlarına ve planlarına dayalı stratejik analizler, ne pozitivist bilimin toplumu ve siyaseti anlamaya yönelik oluşturduğu makro ve mikro denklemler, ne de sınıf ve sermaye çelişkisini merkezine alan Marksizm, Ortadoğu’da yaşanan savaşları, ortaya çıkan irili ufaklı onlarca örgütü ve bağlantılarını, devletlerin ve toplumların çelişkili izleklerini anlamaya ve anlatmaya yetmektedir. Kanımızca Ortadoğu’da siyasi ve toplumsal oluşumları değerlendirmek için bir yandan farklı devletlerin ve coğrafyaların modernite ve kapitalizme eklemlenme biçimlerine bakarken, bir yandan da bu coğrafyalarda hüküm süren hegemonik güçlerin kendi aralarında cereyan eden ve Batı dünyası dolayımıyla yürütülen rekabetlere dikkat etmek gerekir. Aynı şekilde bir yandan Ortadoğu’nun derin hafızasının, mezhepler, ulusal ve etnik kimlikler çerçevesinde ne şekillerde güncellendiğini takip ederken, bir yandan da toplumsal hayatta baskı ve zulme karşı gelişen direnişleri düşünmek gerekir. Yine Ortadoğu’nun yönetimsel ve ekonomik krizlerinin aşılması için ortaya çıkan farklı halk hareketlenmelerinin var olan iktidarları nasıl beslediği ya da dönüştürdüğü de anlaşılmalıdır. SAMER olarak, çözümlemeleri yetersiz kalan hatta kimi zaman toplumsal krizleri derinleştirerek bir parçası olan yaklaşımları aşmaya çalışıp, yeni bir ‘Ortadoğu’da hakikat arayışı’ çabası ile İslam Devleti çerçeve metnimizle başlayacak olan Ortadoğu çalışmalarımıza yön vermek niyetindeyiz.
Hıdırellez – 1 Mayıs
Toprak Artık ‘Toprak Ana’dır
Hıdır / Hızır yeşil insan demektir. Gittiği, yetiştiği yeri ab-ı hayatla (hayat suyu) yeşillendiren, cennete çeviren, su gibi aziz olan biri olduğu için Hızır denilir. Bir temsil ve metafordur. Hayat tarzı, yaşam biçimidir.
Hıdırellez’e (Hızır İlyas) dair; Anadolu’nun, Mezopotamya’nın, Orta Asya’nın, İran’ın, Yunanistan’ın hatta bütün Doğu Akdeniz halklarının ve bu coğrafyalarda yoğrulmuş türlü kadim inançların atfettiği nice rivayetler, inançlar, değerler, mitler, efsaneler vardır. Hepsi birbirinden anlamlı ve saygın olmakla birlikte, Hıdırellez öncelikle kültürleri ve inançları aşkın bir doğa bayramıdır.
Bahar aylarında doğa bayramları sıklaşır ve hepsi ‘doğanın uyanışı, baharın gelişi’ denilerek geçiştirilir. Oysa her biri doğal insan yani yuvasında yani doğasında yani doğada yaşayan insan için ciddi bir evredir. Mart ayında cemrelerle beraber korlar düşer doğanın yüreğine, aşkla tutuşur. Ardından Nevruz (yeni gün), yeni yaşam, yeni döngü, yeni bir başlangıç kutlanır. Nisan toprak ile tohumun tanışma, kavuşma ve ‘bir’leşme ayıdır. 1 Mayıs’la başlayan 6 Mayıs gecesiyle son bulan Hıdrellez dediğimiz günler ise bu birleşme ardından ab-ı hayat (hayat suyu, bengi su) ile doğa rahminin gebeliğinin kutlamasıdır.
Bu nedenle tüm gebelik ve doğum sürecine de (6 Mayıs – 4 Kasım) Hızır günleri denilir.
Yani Hıdırellez’den sonra ‘toprak kadın’ artık ‘toprak ana- kadın’dır.
Yaşam artık nice ekinlere, nesillere, nelere gebedir göreceğiz.
Hızır yoldaşımız olsun. Bereket, barış ve şifa ile Hıdırellez kutlu olsun.
Sınırlarla ve sınıflarla barış olmaz.
İnsan barışla, barış doğayla yaşar.
En güzel 1 Mayıs şarkılarından biri, işçilerin özgür ruh ve bedenden, barıştan ve doğadan yana bir isyan türküsü olan El Condor Pasa:
“Sokak olmaktansa bir orman olmak isterdim
Evet isterdim, olabilseydim olurdum elbet
Toprağı ayaklarımın altında hissetmek isterdim
Evet isterdim, yapabilseydim eğer yapardım elbet”
İşçi ve emekçi olmak zorunda olmadığımız yarınlar için;
1 Mayıs kutlu olsun! Biji 1 Gulan!
Mayıs / 2015
Konca Kuriş’siz 25 Kasım olur mu?
* 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü.
* 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü.
• Bugün Konca Kuriş’in adı nerelerde, kimler tarafından anıldı ya da anıldı mı bilmiyorum. Ama hakkıyla anılmayacağını, anılmadığını biliyorum. Oysa Mirabal Kardeşler’in bu topraklardaki karşılığı Konca Kuriş’tir.
• “İslam düşmanı ve laik-feminist Konca Kuriş, Allah ve Kuran-ı Kerim karşıtı fiilleri ve söylemleri nedeniyle, Hizbullah savaşçıları tarafından kaçırılarak üslerimizde sorgulanmıştır.” şeklindeki (IŞ)İD’imsi bir açıklama sonrasında Kuriş’in işkenceler ardından katledildiğini öğrendik.
• Kuriş’in katilleri 2011 yılında zaman aşımından dolayı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldılar. Zafer edasıyla konuşmalar yaptılar, yurt dışına kaçtılar ve kontra örgütlerinin başına geçirildiler.
• Konca Kuriş’in resimlerini bugüne kadar sadece Cumartesi Anneleri’nin ve Barış Anneleri’nin ellerindeki yüzlerce fotoğrafın arasında gördüm. Yine zamanında kendisinin de yakın temasta olduğu bazı feminist ve birkaç Müslüman kadın arkadaşının adını zikrettiğini duydum. İslami camia zaten öldürülmeden önce Kuriş’i toprağa gömmüştü. Çünkü o sadece kendi mahallelerinin öncü kadınlarından değildi. Öncü kadınlardandı.
• Konca Kuriş günümüzde bile Müslümanların söylemeye korktuğu gerçekleri ve tartışmaya açtığı radikal tezlerini korkusuzca ifade etti, ‘barış için kadın’ mitinglerinde yer aldı. ‘Dinen de fıtraten de kadın-erkek eşittir’ diyen Kuriş’in Kuran’da kadın haklarına dair yaptığı çıkışlar sadece erkek dincileri, erkekçi dinciliği değil, bir bütün erkek egemenliğini ve iktidarını hedef alıyordu.
• Konca Kuriş Türkiye’de feminist olduğu ve kadın özgürlük mücadelesi verdiği için öldürülen ilk ve sanırım tek kadın. Ama öldürüleceğini bile bile mücadelesinden ödün vermeyen Kuriş sadece feminist değildi, başörtülü ve kendi ifadesiyle ‘imanlı feminist’ bir Müslüman kadındı. İşte bu yüzden ‘devrimci’ ‘özgürlükçü’, ‘feminist’ olmaya layık görülmeyerek, feminist olduğu için maruz kaldığı işkence ve infaz dahi görmezden gelinerek bugüne kadar hakkıyla anılmadı, anılamadı ve maalesef hala anılmıyor. Ama bir yandan da ‘adaletten, özgürlükten yana başörtülü kadınlar nerede’ diye sorular duyuyoruz.
• Anadolu, Mezopotamya ve Ortadoğu’nun yani yaşadığımız coğrafyanın binlerce senelik tarihinde kadın özgürlük mücadelesinin öncülüğünü yapmış, büyük bedeller ödemiş nice kadın devrimci, öncü var. Ama bu toprakların çağdaş devrimciliği yüzünü hala kendi coğrafyasına, tarihine, toplumuna çeviremiyor. Öte yandan devrimcilik tarihini 200 yılla sınırlamaya ve Ortadoğu’yu tamamen dışlamaya devam ediyor. Yavaştan bir değişim, gelişim var ki o da Kürt özgürlük mücadelesi ve Kürt kadın hareketi sayesinde gerçekleşiyor.
• Hem yaşadığı toplum içerisinde kadın mücadelesini sürdüren hem de işgalcilere karşı halkına komutanlık yapan Deborah’ı, Firavun’a karşı başkaldıran, işkencelerle öldürülen asi kadın Asiye’yi, türlü şiddete ve saldırılara maruz kalma pahasına dinci erkekçiliğe karşı en amansız mücadeleyi yürütmüş Meryem’i, Kerbela’nın sesi-sözü Zeynep’i ve daha birçok halktan ve inançtan örnekliği anmadan, görmeden, anlamadan mı bu topraklarda kadın mücadelesi yürütülmeye devam edilecek? Bu tarihi bilmeden, anmadan Anadolu ve Ortadoğu’nun özgür kadın hareketini inşa etmek ne kadar sağlıklı olabilir? Kentlerin gece uyumayan caddelerinde var olunca ‘var’ olunmuyor. Toplum oralardan var olmuyor zira. Ne kadar kalabalık ne kadar merkezde ne kadar sosyal medyada olunursa olunsun tarihten ve doğadan kopuk her şey toplumdan kopuktur.
• 8 Mart ve 25 Kasım bu coğrafyada ilk önce Konca Kuriş’lerle sembolleştirilmelidir. Kadına şiddete karşı feminist, sosyalist, anarşist, liberal, demokrat ama öncelikle Müslüman kadınlar bu yönde girişimlerde bulunabilir.
• Artık 8 Mart ve 25 Kasım’larda 28 Şubat’ların da konuşulmasının, Mirabal Kardeşlerin Konca Kuriş’le anılmasının, din, dil, ırk, inanç ve düşünce ayrımı yapılmadan tüm asiyelerin yani asi kadınların buluşturulmasına daha fazla geç kalınmamalıdır. Yani önce yanımızdakileri görme, tarihimizi bilme, coğrafyamızla da barışmamızın zamanıdır. Mücadelenin doğru yöntemi de budur, mücadeleyi halklar ve tarihle buluşturacak olan da budur.
Bunları haddim olmasa da ifade ediyorum; çünkü Kuriş neden, hangi üst renklerin alt bilinçleriyle hak ettiği değeri görmüyorsa Ortadoğu kadını ve hareketleri de bu zihniyetten kaynaklı görmezden geliniyor ya da küçük görülüyor. Yönlendirilmeye çalışıyor, yönlendiriliyor; etki etmesi gerekirken etki altına alınmaya çalışılıyor. Onların eteklerinde büyümüş çocuklar olarak en azından ‘Koncalar olmazsa olmaz’ demeye hakkımız var.
Özgür doğa, özgür kadın, özgür toplum!
Jin jiyan azadi!
İslam Devleti (IŞ)İD Röportajı – BirGün
2011’de kurulan Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (SAMER) Ortadoğu araşmasası sorumlusu Sosyolog Muhammed Cihad Ebrari IŞİD ‘İslam Devleti’ üzerine önümüzdeki günlerde açıklanacak bir rapor hazırladı. Rapor devlet kurumları ve sivil toplum örgütleri ile paylaşılacak. Araştırma için Türkiye’den IŞİD’e katılan kişilerle görüşmeler de yapan Ebrari sorularımızı yanıtladı.
>> Uluslararası kaynaklara göre IŞİD’in içindeki Türk sayısı aşağı yukarı 2 bin civarında. CHP Konya Milletvekili Atilla Kart’ın geçen günlerde verdiği bir soru önergesine göre ise örgüte yalnızca Konya’dan katılan kişi sayısı 3 bini geçti. Sizce IŞİD’e katılan ne kadar Türk var?
Bu sayılarla ilgili net bir istatistik elbette mümkün değil. Ancak Türkiye’den katılım bize göre de aşağı yukarı 2 bin civarında. CHP Türkiye’den her savaşmaya gidenin (IŞ)İD’e gittiğini sanıyor olabilir ama aksine Türkiye’den gidenlerin en az tercih ettiği yer (IŞ)İD. Öncelikli tercihleri İslami Cephe bileşenleri ve Nusra Cephesi.
>> IŞİD’e katılan Kürtler de var mı?
Soma katliamı ve din, kader, fıtrat üzerine

– Madenlerin açılması?
-İhtiyaç.
– Patronların ve işçilerin sosyal, maddi, manevi arasındaki uçurum?
– Takdiri ilahi.
– Ateş, gaz, duman, karbonmonoksit, patlama…?
-Hepsi doğa-fizik kanunları, elden ne gelir, bu işin fıtratı bu.
– Köylerin kökünün kurutulması, tarımın, üreticiliğin kasten bitirilmesi, kentlere hapsolmuş tüketici toplum?
– Kalkınma, medeniyet, ilericilik.
– Üç kuruşa bir ömür?
– İmtihan, Allah’a isyan etmemek lazım.
– Yaralı adam sedye kirlenecek diye korkuyor, sedyeden değersiz görüyor kendini?
– O vatana millete devlete içten bağlılık, örnek almak lazım.
-E yüzlerce ölü?
– Kader.
– Peki ihmal, sorumsuzluk?
– Hepsi mevzuata, kanuna uygun.
– Bazıları öyle demiyorlar ama neye inanacağız?
-Kazaya ve kadere inanacaksınız, iman, İslam bu!
– Ne yapacağız?
-Dua.
– Ne yapmayacağız?
– Siyaset, muhalefet, isyan. Bir yas tutalım, bir Fatiha okuyalım önce, ölümleri siyasete alet etmeyelim.
İşte “ŞİRK” ve “KÜFÜR” dini tam ve tüm halleriyle ancak bu kadar gösterir kendini, ki Soma katliamında bir kez daha gösterdi. İnkar (küfür) ve kula kulluk (şirk) bir iktidar üzerinde ancak bu kadar tecelli eder.
Kuran’a gelince; dinin ya da inancın siyasileştirilme çabaları da, siyaseti dinsizleştirme ya da inançsızlaştırma çabaları da şeytan işidir. Ve her an hele hele toplumsal olan her mesele tam da siyaset zamanıdır. Siyaseti ibadet, ibadeti siyaset olan inanç adına “yas tutun, dua edin, siyaset zamanı değil’ diyenler açıkça nemrut, firavun, ebu lehep, muaviye, yezid geleneğinin temsilcileridirler. Yas tutun, dua edin, soğukkanlı olun diyenlere; yas değil hesap sorma zamanı olduğunu, duanın eylem olduğunu ve bunca ölüm varken ancak seri katillerin soğukkanlı olabileceğini söyleyin!
* * *
Tanrı’nın yarattıklarını, doğayı, doğalı talan etmek, alt-üst etmek, yok etmek, bozmak, patlatmak; medeniyet, kalkınma, ilericilik, vatanseverlik, dine millete bağlılık oluyor.
Devlet, kapitalizm, neo-liberalizm yapılarına, yapaya, yapmacığa, ilahçılık eserlerine, yani putlara saldırmak; vandallık, marjinallik, çapulculuk, din düşmanlığı, vatan hainliği, terör oluyor.
* * *
Kapitalizm, devlet, AKP, mevzuat, şirket, taşeron, özelleştirme vd sorgulansın da HES’ten, nükleerden farkı olmayan madenciliğin kendisi de, zihniyeti de, ‘sonsuz ihtiyaç’cıların köklü tarihi de biraz sorgulansın. İnsanlık madenlere muhtaç mı? Yeryüzünün üstünde cennet gibi yaşam varken binlerce sene önce yerin dibini madenci kölelere, yeryüzünü de tüm insanlığa, canlılara cehennem eden bu zihniyet köklerinden yok edilmelidir. İhtiyaçlar sınırlı, arzular sınırsız, rızık evrenseldir. Kalkınmacılık, bilimcilik ihtiyaç değildir, ihtiyaç duyduğumuz doğal sürdürülebilirlik doğada ve döngüsünde, yeryüzünün ilk halinde mevcuttur. Doğadan koparan her sistem, her ideoloji, her ‘izm’ batıldır.
* * *
Katliamlara, cinayetlere “kader”, “takdiri ilahi”, “doğal”, “fıtri” diyenler katildir. Katliamlara “kader” diyenleri Kerbela’dan hatırlıyoruz.
* * *
Daha önce de “kader” diyen RTE açık suçluluk psikolojisiyle katliamı aklayarak yaptığı açıklamada cinayetler için yine Allah’a iftira atarak “doğasında var, fıtri” dedi. Kuran “Zulmünü Allah’a yakıştırandan, yalanına Allah’ı alet edenden daha zalim kim olabilir” der. Kitaba, Allah’a en büyük hakaret, saldırı ve iftira budur.
Kapitalizmin, sermayenin, karcı sistemin, kalkınmanın, endüstriyalizmin doğası, fıtratı olmaz. Çünkü yapaydır, yapısı gereği yaşamın doğasına aykırıdır, sömürür, öldürür, bozgunculuk yapar, talan eder.
Yarın barış yurdunda buluşmak üzere..
Nevruz’a doğru
Nevruz aydınlığın, baharın, doğanın doğum günü, dirilişi. Riskli, sancılı, sarsıntılı ama daha fazla umut, sevgi ve aydınlığı muştuluyor. Artık karanlıklar değil, aydınlıklar çoğalacak, uzayacak. Bugünden sonra güneş daha çok bizimle olacak. Kızıl cemreler düştü, tohumlar toprakla kavuştu. Nevruz’dan önce tohumları filizlenerek erken doğuma tutulanların çoğu düştü, yitti.Metin Yüksel suikastı ve ardındakiler

Metin Yüksel’in sonradan vekilliğe terfi ettirilen ülkücü tetikçileri tarafından neden öldürüldüğü 23 Şubat 1979’dan beri herkesin bildiği ama sustuğu, üstünü örttüğü bir soru.
28 Şubat’ın failleri ve amaçları ile Metin Yüksel suikastının failleri ve amaçları aynıdır. Tasfiye edilen toplumsal çizgi da aynıdır. Toplumsal-siyasal islami hareket hem yerel hem uluslararası düzlemde sağ/batı blok karşısında ve sol/doğu blok ittifak haldeydi. Zihin dünyası sistem, devlet, sınır ve sınıf karşıtı bir söylem ve eylemle aksiyon alıyordu. Önce bu sol islamcılığı tasfiye edip İslami kesimin öncülüğünü sağ islamcılığa teslim ettiler. Sonra içi boşaltılmış İslamcılığa da gerek duymayarak doğrudan devletçi-milliyetçi militarist, saltanatçı, sistemci, ahlaksız bir bataklığa gömüldüler. Metin Yüksel suikastı ve 28 Şubat darbesinin esas amacı gayesi buydu. Başardılar.
Her 23 Şubat’ta Fatih Camisi’nde Metin’i anmak için toplanan İslamcılar hep konuştular ama ağızlarından ‘Kürt’, ‘Kürdistan’, ‘milliyetçilik’, ‘ülkücüler’, ‘Kürtçe’ kelimelerinin çıktığını hiç duymadım. Sadece şehit ve şehadet edebiyatı yapılır, ümmetçilik vurgulanır üstüne basa basa, İslam dünyasının şehitleri anılır. İsrail’e kahrolsun denilir. Bu kadar. Gerçi şimdi ümmetçilik bile kalmamış, milliyetçi muhafazakarlar -yani Metin’in katilleri- Türk bayraklarıyla bizzat Metin’i anar olmuş.
Oysa Müslüman bir genç olan Metin’in öldürülmesinin sebebi İslamcı ya da Müslüman olması değildir. Metin Kürt olduğu için, Kürt olduğunu saklamadığı için, Fatih’in duvarlarına Kürtçe sloganlar yazdığı için, yoksul halkla dayanıştığı için, antikapitalist ve antiemperyalist olduğu için, devlet/düzen karşıtı olduğu için, ‘yeşil komünist’ olduğu için ülkücü tetikçiler eliyle sağ blok tarafından öldürüldü.
Gençlik içerisinde öncü rolü benimsenen Metin öldürülmezse, hak ve adaletten yana olan toplumsal İslam çizgisini tasfiye edemeyeceklerdi ve sağ-sol çatışmasında sağ bloka eklemlenmeye çalışılan Müslüman gençliği sistemci-devletçi sağ bloğa yamamaları zorlaşacaktı. Ülkücüler Metin’in “Kürtçü ve ‘yeşil komünist” olduğu için, Fatih’i solculara açıp sağcılara dar ettiği için cezalandırıldığını itiraf ederler. Metin İslamcıların tüm körlüklerine rağmen Kürt kimliğine, halkının ezilmişliğine ve haklarına kör kalmamış, Kürtçe dahil 4-5 dilde sloganlar, afişler hazırlamış ve duvar yazılaması yapmış, ‘en büyük ibadetin hakkı müdafa etmek’ olduğunu söyleyecek kadar en büyük sözünü kendi mahallesine karşı söyleyen, ‘sınırsız, sınıfsız İslam toplumuna’ diyebilecek kadar cesur bir gençti.
Metin’i milliyetçilere öldürten sebepler bunlardır, bunların üstünü senelerdir örten de bu cinayete ortaklık edenlerdir. Cami avlusunda Metin’in tekbir sesleriyle katledildiğini unutmayın. Milli Türk Talebe Birliği, Ak Parti gençliği ve kayda değmez diğer İslamcı-Türkler Metin’i sahiplenmişler anıyorlarmış. Tayyip’in dava arkadaşıymış Metin! Hadi oradan!
Hak ve adaletten yana olanların, özellikle de Kürt halkının ve örgütlerinin Metin’e sahip çıkması gerek.
Metin’in kardeşleri, Metin’in katilleriyle hesaplaşanlardır!
23 Şubat, Hepimiz Metin’iz…
İnsan Barışla Yaşar – Muhammed Cihad Ebrari

-Kapitalist gıda endüstrisinde ezilen sadece hayvanlar değildir, piyasa ürünü tüm bitkiler de hayvanlar kadar ezilmekte, işkencelere çok yönlü saldırılara maruz kalmaktadır. Endüstriyalizmde zulümsüz, sömürüsüz ürün yoktur.